
Biraz önce meyllerimi kontrol ederken bi baktım arşivim diye bi klasör var, alla alla ne ki bu dedim, bir de ne göreyim bi kurt amaaa çok gocaman bi kurt, onu yiycek gibi (son cümleyi annamayanlar bi ara sorsun anlatırım:). Bu klasöre bazı meyllerimi kaydetmişim ki içinde Metehan'ın yaptıklarını yazdığım bi kaç tane de var. İyi ki kaydetmişim çünkü unutmuştum, buraya alıyorum hemen onları çok süpermiş ya. Hakkaten de ne günlerdi onlar bea..
No.1 29 Aralık 2003 tarihli bir mailCuma akşamı ablamlarda yemekteyiz. Masanın kenarında Metehan'ın etrafında 3 kişi olmamıza rağmen ani çorba tenceresine saldırış. İki kişi metehanı bir kişi tencereyi tuttu, ucuz atlattık. O olayın kalp çarpıntısı geçmeden televizyonu tutup kendine doğru çekmeye kalktı ki onu da son anda yakaladık. Tabi bu arada yapma çiçeklerin koparılan yapraklarını, tüm örtülerin yerlerde çekiştirilmesini falan anlatmıyorum :)
Pazar sabahı mesaisi daha iki gün önce aldığım biberonun yere son güç çarpılıp kırılmasıyla başladı, kırıldığı bişey değil cam parçaları ve içindeki mamalı süt heryere yayıldı. Yayıldığı da bişey değil temizleyecem ama bırakmıyor, bir yerini kesmesin diye uzaklaştırmaya çalıştıkça iyice meraklandı (acaba şu kırılan biberonun ve sütlerin üstünde gezsem ne olur?:) Neyse mutfak yeteri kadar süte bulandıktan sonra günün akşama kadar olan ayrıntılarına hiç girmiyim, ortalığı kaç kere topladığım, üstümün kaşıkla atılan çorbalara kaç kez hedef olduğu falan uzun hikaye. Akşam ben mutfakta bişeyler hazırlıyorum, Metoş da arkamda yerde oynuyor. Ben bakmazken (ki 20 - 25 saniyede bir dönüp dönüp bakarım -abartmıyorum aynen öyle-) sessizce elektrikli küçük ısıtıcıyı açmış ve yere yatırmış. Yanık kokusu gelince farkettik. Halının bir kısmı yandı (biz ona kızarken o da bize parmağını ileri geri sallayıp hıııımmmmm diyerek kızıyo :)) Haluk aldı oturma odasına yanına götürdü. Tabi orada bi dk. durmamış. Akabinde bi bağırma sesi duyduk. Koştuk ki holdeki buzdolabı ile duvar arasındaki bi karış boşluğa (oradaki şemsiyeyi almak için) girip sıkışmış. Oradan çıkardık bu sefer mutfağa benim yanıma sandalyeyi çekti. Üzerine çıktı güzel güzel duruyo numarasıyla, kepçeyi kaptığı gibi iki bardağın üzerine fırlattı. Bardaklar kırıldı tabi. Yani hergün mutlaka bir iki kez süpürge veya yer silme veya ikisi birden yine hergün bir iki kez yürek oynaması, akşam 10'dan önce uyumadığı için ve bana da uyuyana kadar iş yaptırmadığı için o uyuduktan sonra ortalık toplama, çay koyma vs. doğru düzgün oturup dinlenemeden uyku gelmesi şeklinde bi hayat oldu. Çookk yorgunum çoookkkk. Günlük gazete okuma bile lüks oldu. Neyseki yarın akşam istanbul'a gidiyos. Pazara kadar oradayız. Üç gün dinlenecem inşaallah. Sabah 9'a kadar uyusam yeter bea. Bunca şeye rağmen de o nası bi sevimliliktir Allah'ım, herkese kendi çocuğu bu kadar sevimli mi görünüyo bilmiyorum. Bence fena halde şeytan tüyü var. Anlatırken komik oluyo ama yorgun argın her akşam gelince kendine bi zarar verecek diye kalbin zoynklemesini yaşarken komik olmuyo :)) Ama mini herif bi gülüyo bi sevimlilik yapıyo herşeyi unutuyosun.
No.2 28 Ocak 2005 tarihli mailDün akşam öldüm gülmekten:
-Annneeeeaaa çukulata yiyim mi, veğsenee?
-Yemeğini yediğine göre yiyebilirsin, al bakalım(Crunch verdim. Bir kere ıssırdı ve televizyona dikkat kesildi)
-Anneeaaa yaaaaa
-Ne oldu oğlum?
-Hiç bişe dökülmüyoo
-Ne dökülmüyo ya
-Televizyonda hiçbişe dökülmüyooo yaaa
-Aahahahahahahahahahhahahaaaaa (Crunch'ın reklamında kız çikolatayı ıssırınca televizyondaki programda herşey yıkılıyo ya:))