METEHAN

O BİİRR KOMİKÇİİ, O BİİRR İNATÇII, O BİİRR ŞİRİNLİK MUSKASII, O BİİRR BETER BÖÖCEEKK, O BİİRR HASTASI OLDUĞUM SÜÜPEER KİŞİLİİKK, KOCA ADANALI-GADIN BULDURLU KIRMASII METEHAN ÜNVEERR

09 Şubat 2007

PARMAK EMME BİTTİ ÇOOOK SEVİNÇLİYİMM



Evet parmak emme bitti, hem de aniden, hem de bir günde, hem de kendi kararıyla! Bu kadar zamandır ikna edici konuşmalar, acı ojeler, eldiven takmalar ve hatta korkutmalar bile işe yaramamıştı. Sonra birden kendi kendine anne ben parmak emmiycem artık dedi ve emmiyor! Zaten sadece uykusu geldiğinde emiyordu ama çok üzülüyordum ve emmiycem dediğinde aferin vs. dedim ama pek de inanamamıştım ama cidden dediğini yaptı. Çok ama çok mutluyuz.

Kardeşiyle iyi gidiyor. Zaman zaman "Onu kucakta taşıyorsunuz beni taşımıyorsunuz, bu haksızlık oluyor amaaa :) diye sızlansa da genelde iyiyiz. En çok akşamları yerde boğuşmalarını seyretmek hakikaten çok güzel oluyor.

Metehan'ı müziğe ilgisi ve yeteneği olduğu için bir kaç hafta önce evimizin karşısındaki musıki cemiyetinin çocuk korosuna yazdırdım. Cumartesileri bir saat oraya gidiyoruz. Küçücük çocukların "Kadehimdee zehiiirr olsaaannn" diye şarkı söylemeleri çok komik oluyor yav :)

Cuma günleri de eve piano hocası geliyor. Pianoya henüz parmakları uygun olmadığı için orgla başlandı, sever de devam ederse ilkokulda pianoya geçecek. Yaza da seveceği bir sporla ilgilenmesini sağlayacağız. Donanımlı olsun diye uğraşıyoruz, Allah'tan onun da hoşuna gidiyor.
Mersin'i geçtikten sonra Narlıkuyu diye sevdiğimiz bir yer var, pırıl pırıl denizi ve nefis balık lokantaları yüzünden yaz-kış gidiyoruz. Bu da babaannemiz ve dedemizle gittiğimizde çekilen bir fotoğraf.
Aşağıdaki fotoğraf da son İstanbul gezimizden. Florya'da kış güneşi.

Bu adam öyle bir iltifat etmesini biliyor, insanı öyle bir onore ediyor ki anlatamam. Mesela anneannesinin büyük bir altın kolyesi var, hakikaten esaslı bir şey. Metehan'a "Sen evlenirken ben bunu senin hanımına takıcam" demişti. Bu da bunu unutmamış, geçen gün öğretmeniyle konuşuyordum, bakın size ne anlatıcam dedi; Metehan bana öğretmenim ben büyüyünce seninle evlenicem anneannemin bir altın kolyesi var onu da sana takıcam" demiş :)))))

Bana da sık sık annecim saçın düz olsun, düz yap diyor. Ben de ama benim saçım dalgalı, kuaföre gittiğim gün düz olur, her zaman olmaz, sen böyle dalgalı sevmiyor musun dedim. Sen nasıl yaparsan yap ben hepsini severim dedi yaaa. Öldürüyo beni bu adam.
Geçen gün de annecim ben büyüyünce seni kraliçe ilan edicem dedi!! :)))

10 Kasım 2006

YAZ GELDİ GEÇTİ


Şu blog işine iyi ki giriştim diye sevindim yine çünkü daha evvel huysuzluğundan bahsetmişim ki yazmasam hayatta hatırlamazdım ve değişimine bu kadar sevinmezdim. Şu anda Metehan için ne yazsam nasıl anlatsam bilemiyorum. Beni insanların içinde nasıl gururlandırdığını mı, o güzel konuşmalarını mı, kardeşine olan sevgisini mi, insanlara yaklaşımını mı.. Gerçekten nasıl anlatayım bilemiyorum. Allah'ım sana binlerce kez şükürler olsun böyle zeki, şimdiden sağlam karakterli, harika bir çocuk verdiğin için. Haluk da abisi gibi olsun inşaallah.
Gelelim geçtiğimiz yaza. Metehan'a şişme havuz aldım bu yaz, çok hoşuna gitti, balkonda bol bol oynadı.




Sonra İstanbul'a gittik, çokca gezdik. Vapura binmek istiyor diye Eminönü - Üsküdar - Beşiktaş demedik, bir Asya bir Avrupa gezdik. Sonra canım Zulumla (Zülal) Adalar'a gittik. Metehan'ı faytona bindirdik.



Bir gün de hayvanat bahçesine götüreyim dedim. Çocukluğumun hayvanat bahçesi olan Gülhaneye gittik. Kapıdaki görevliye "Hayvanat bahçesi ne tarafta?" dedim, adam bize şöööyle bir baktı, sonra da "Darıca tarafında" dedi! Ben de "Aaa ne zaman taşındı?" dedim. Adam da "10 yıl kadar oldu dedi" !!!!!! Oyoyoyoyoy.

Bu arada Metehan'ın 1-2 yaş çocukları için olan baston pusetteki şekli nasıl :)) (Bkz. alt resim)Çok dolaşıcaz yoruluyor diye utanmadan, gülenlere aldırmadan bunla gezdirdim valla. İnsan çocuğu olunca hakikaten çok değişiyor. Eskiden böyle bir kadın ve çocuk görsem oha derdim, şimdi kendim yapıyorum. Sokakta şişeye de işetirim, trende birlikte şarkı da söyleriz, utanma kalmadığı gibi hoşuma da gidiyor. Guzum benim, çok mutlu olsun.


İstanbul'dayken Rabia Halam'a da gittik iki kez. Metehan orada çok güzel vakit geçirdi. Halam, Boğaç dayısı, Deniz ve Çağlar abileriyle "fuggol" oynadı. Çok eğlendik. Halamın muhteşem yemeklerini de nazlanmadan mideye indirdi :)


Tabi anneannesiyle de gezdik, eğlendik. Aşağıda boncuk gözlü Zorro ve Zorro'ya aşık anneanneyi dondurma yerken görmektesiniz:)


İşte yazımız böyle güzel geçti. Çok eğlendik bu gezilerde gene geleceezz.

20 Temmuz 2006

ÇAPKINIM



Doğumgününde şahit olduğum bir şey vardı yazmayı unutmuşum. Metehan'ın huysuzluklarına, mutsuz olmalarına iyice üzülmeye başlamıştım ama artık sebeplerini tahmin edebiliyorum ve ona göre davranıyorum.
Kreşteki öğretmenleri bir iki kez Metehan'ın lider ruhlu oluşundan bahsetmişlerdi. Ama bu kadar olduğunu hiç tahmin etmemiştim. Okuldaki doğumgünü kutlamasında pasta vs. seremonisinden sonra hızlı müzikle dans ediyorlar. Metehan herkese resmen komutlar veriyor ve tüm çocuklar ona uyuyor. Bulduğu bir figürü gösterip yaptırıyor sonra yok tren olalım yok jimnastiğe geçelim diyor. Cidden bakakaldım, hem hoşuma gitti hem şaşırdım. Okulda söz dinleten eve gelince ise söz dinleyen konumu huysuzluğun bir sebebi sanırım. Çünkü evde de mücadelemiz kendi isteklerini ne olursa olsun yaptırmak istemesinden kaynaklanıyor.
Diğer sebebi ise kardeşini için için kıskanıyor sanırım. Ama kıskançlığı bize karşı. Yani Haluk'u çok sevdiğine yürekten inanıyorum. Sarılışı, bakışları çok içten. Zarar verici bir şey asla yapmıyor, yapacağını bize yapıyor :) Neyse bu da geçer.. Daha ılımlı, daha dikkatli olmaya çalışıyoruz.
Gelelim çapkınlık meselesineee :)) Bu konuda da durum çok fena. Ex aşk, kürkçü dükkanı Helin kızımızla evlenmekten niye vazgeçtiğini sormuştum geçenlerde. Cevap: Eskiden Helin'in saçları güzeldi, dalgalı uzundu, şimdi çok çirkin. Şekilcilikte son nokta!! Sonra her hafta ayrı bir isim söyledi, valla takip edemedim. Liste Nefise, Begüm şeklinde uzuyordu. Geçenlerde sorduk şimdiki sevgilin kim diye yeminle aynen şu cevabı verdi : Okuldakiler bitti, yenisi gelince bakıcam. Oyoyoyoyoyoyoyoyoy
Sevimli bi lafı var bugünlerde, onu da yaziyim. Anneee bizim ne zaman apartmansız evimiz olacak??? (Bahçeli villa demek istiyor:)

22 Haziran 2006

4 BİTTİ 5 OLDUM

4. Yaş da bitti, zaman ne çabuk geçiyor.. Metehan artık 5 yaşındaaaaa..
İlk kutlama okulunda arkadaşlarıyla oldu. İkincisi de Pazar günü Tarsus'ta aileyle. Okul için seçtiği denizli kumsallı bir pastaydı. Diğeri de spidermanli.
Okulda doğumgünleri kutlanırken güzel bir ritüelleri var. Çocuklar yemek masasına oturtuluyor, doğumgünü olan çocuk ortada oluyor. Pasta önüne konuyor. Kaç yaşına basıyorsa (5 mesela) 5'e kadar sayın, 5 kere el çırpın, 5 kere parmak şaklatın diyorlar, çocuklar hepbir ağızdan sayarak yapıyor. Doğumgünü olan çocuğa bir dilek tut, mumları üfle deniyor. Sonra da hepbir ağızdan mutlu yıllar saaanaaaa şeklinde şarkı söyleniyor. Pasta anneyle beraber kesiliyor. Yemek yendikten sonra hediye faslı başlıyor. Çocuğu ortaya oturtuyorlar, sırayla bütün çocuklar gelip, öpüyor ve hediyesini veriyor. Sonra da müzikle dans ediyorlar.


Doğumgünü gayet güzel geçti. Metehan da çok mutlu oldu. Gelen hediyelerle oynamak için eve erken gitmek istedi. Eve gelince babasının hediyesini gördü ve diğer hediyeler unutuldu doğal olarak. Haluk bisiklet aldı çünkü. Her gün biniyor şimdi, çok mutlu.

YIL SONU GÖSTERİSİ

Geçen seneki yıl sonu gösterisi Metehan kreşe başladıktan 2 ay sonra gerçekleşmişti. Çocuk daha yeni yeni birşeyler öğrenirken birden koca tiyatro salonunun sahnesine çıkınca biraz şaşırmıştı tabi, yaş da küçük. Ben hiç durmaz diye düşündüm ama en azından baştaki şarkıları söyledi, sonra jimnastik kıyafetlerini de giydi ama sahneye çıkar çıkmaz ağlamaya başladı. Aldık sahneden, oturup seyredelim dedik, eve gidelim diye tutturdu. Ama bu sene tek kelimeyle muhteşemdi. Büyük insan gibi nasıl bilinçli ve güzel yaptı herşeyi anlatamam. Şarkıları, hareketleriyle çok güzel söyledi. Hele babalar günü için benim canım babacığım şarkısını eli kalbinde bir içten söyledi ki Haluk'un bile gözleri doldu.


Sonra jimnastik gösterisinde de hareketleri düzgün ve zamanında yapan tek çocuktu. Valla kendi çocuğum diye söylemiyorum:)


Hele son olarak halk oyunlarında o haydaaaa falan diye bağırışları, ciddi ciddi hareketleri yapışları, of ya offf. Bu nasıl güzel bir duygudur Allahım hiç anlatamıyorum ki..


HUYSUZ SEVGİ ÇOCUĞU


Bu ne biçim başlık bööle diyenler haklısınız ama ne yapayım ki benim oğluşum da hakikaten ilginç bir karışım.. Hem sevgi dolu, sıkı sarılmalı, süper sevgi dolu laflarla insanı deli mutlu eden hem de mesela 5 sn. sonra hiç yoktan oluşup huysuzluğun doruklarında gezen bi kişilik. (Bkz. ikizler burcu)
Hele bu aralar tam bir nooluyoo yaa modundayım. Çünkü bu kadar seri ve sık değişen ruh hallerine onun kadar çabuk adapte olamıyorum. Mesela okuldan geliyor, çok güzel karşılıyorum. Sarılıp öpüşüyoruz falan, ayakkabılarını çıkarırken alakasız bir şekilde birden mutsuz oluveriyor. Canım cicimli konuşmalar kar etmiyor, bin türlü huysuzluk ve abuk konuşmalar yaptıktan sonra tam ben zıvanadan çıkmak üzereyken yine alakasız bir şekilde birden çok tatlı bir şey oluveriyor. Halam Metehan'ın ikizler burcu olacağını öğrenince "Vah vah canına okur bu, hiç bir şeyle oyalayamazsın, bir öyle bir böyle davranır" demişti. (Kendi oğlu da ikizlermiş) Eh yani hakkaten de bu kadar olur.
Huysuzken son derece huysuz olup gerçekten insanı deli edebiliyor ama sevimli modu da öyle böyle değil, insanın yağlarını eritiyor. Geçen gün bu yaz ilk defa giydiğim pembe geceliğimi gördü, yorumu: "Anneciimmm bunu giyince ne kadar tatlı olmuşsun". Sonra yine sevgisinin depreştiği bir ara beni kocaman öptü, hızını alamadı ve "Seni bi kavanoza koyucam, içini öpücükle doldurcam, heryerin öpücük olacak!" :)) Ya da gene öptükten sonra "Yanağına bal mı sürdün, bal gibisin baaalll" diyor :)) Gel de ölmee
Bazen de Metehan'ın anlamasını istemediğimiz bir konu olursa Haluk'la aramızda İngilizce konuşuyoruz. Geçen gün dinledi dinledi sonunda da "Anne yes van tu turi" dedi :)) Onsuz muhabbet olmaazz olamaaazzz :)))))))))))))) Akıl kumkuması aşkım benim.
Kardeş konusu ise apayrı bir güzellikte. Haluk hakikaten çok şanslı bir küçük kardeş, biz de çok şanslı anne-babayız. Kıskanmak şöyle dursun, nasıl ilgili, nasıl sevecen anlatamam. Eve gelince ilk işi koşarak Haluk'u öpmek oluyor, sarılıp seviyor. Haluk mızırdıyorsa ve ben odada değilsem ben gelene kadar çıngırak çalıyor, ninni söylüyor, mutlaka bir şekilde oyalıyor. İnanamıyorum hala ve çok mutluyum. Nazar değmesin, kırkbin kere maşallah.

08 Mayıs 2006

RESİM VE FAALİYET SERGİSİ


Bu seneki resim ve faaliyet sergisi Real'de oldu. Babam da buradaydı. Metehan, Haluk, Haluk, Cengis dedeesi ve ben yaptıklarına bayıldık. Metehan da çok eğlendi. Metehan gelince arkadaşları çığlık çığlığa "Metehan geldii yaşasın Metehan geldiiii" diye bağırdılar. Ben de oğlum amma popülersin dedim. Öğretmeni "Sormayın, Metehan bizim süperstarımız" dedi :))

13 Nisan 2006

NELER BULDUM :))


Biraz önce meyllerimi kontrol ederken bi baktım arşivim diye bi klasör var, alla alla ne ki bu dedim, bir de ne göreyim bi kurt amaaa çok gocaman bi kurt, onu yiycek gibi (son cümleyi annamayanlar bi ara sorsun anlatırım:). Bu klasöre bazı meyllerimi kaydetmişim ki içinde Metehan'ın yaptıklarını yazdığım bi kaç tane de var. İyi ki kaydetmişim çünkü unutmuştum, buraya alıyorum hemen onları çok süpermiş ya. Hakkaten de ne günlerdi onlar bea..

No.1 29 Aralık 2003 tarihli bir mail
Cuma akşamı ablamlarda yemekteyiz. Masanın kenarında Metehan'ın etrafında 3 kişi olmamıza rağmen ani çorba tenceresine saldırış. İki kişi metehanı bir kişi tencereyi tuttu, ucuz atlattık. O olayın kalp çarpıntısı geçmeden televizyonu tutup kendine doğru çekmeye kalktı ki onu da son anda yakaladık. Tabi bu arada yapma çiçeklerin koparılan yapraklarını, tüm örtülerin yerlerde çekiştirilmesini falan anlatmıyorum :)
Pazar sabahı mesaisi daha iki gün önce aldığım biberonun yere son güç çarpılıp kırılmasıyla başladı, kırıldığı bişey değil cam parçaları ve içindeki mamalı süt heryere yayıldı. Yayıldığı da bişey değil temizleyecem ama bırakmıyor, bir yerini kesmesin diye uzaklaştırmaya çalıştıkça iyice meraklandı (acaba şu kırılan biberonun ve sütlerin üstünde gezsem ne olur?:) Neyse mutfak yeteri kadar süte bulandıktan sonra günün akşama kadar olan ayrıntılarına hiç girmiyim, ortalığı kaç kere topladığım, üstümün kaşıkla atılan çorbalara kaç kez hedef olduğu falan uzun hikaye. Akşam ben mutfakta bişeyler hazırlıyorum, Metoş da arkamda yerde oynuyor. Ben bakmazken (ki 20 - 25 saniyede bir dönüp dönüp bakarım -abartmıyorum aynen öyle-) sessizce elektrikli küçük ısıtıcıyı açmış ve yere yatırmış. Yanık kokusu gelince farkettik. Halının bir kısmı yandı (biz ona kızarken o da bize parmağını ileri geri sallayıp hıııımmmmm diyerek kızıyo :)) Haluk aldı oturma odasına yanına götürdü. Tabi orada bi dk. durmamış. Akabinde bi bağırma sesi duyduk. Koştuk ki holdeki buzdolabı ile duvar arasındaki bi karış boşluğa (oradaki şemsiyeyi almak için) girip sıkışmış. Oradan çıkardık bu sefer mutfağa benim yanıma sandalyeyi çekti. Üzerine çıktı güzel güzel duruyo numarasıyla, kepçeyi kaptığı gibi iki bardağın üzerine fırlattı. Bardaklar kırıldı tabi. Yani hergün mutlaka bir iki kez süpürge veya yer silme veya ikisi birden yine hergün bir iki kez yürek oynaması, akşam 10'dan önce uyumadığı için ve bana da uyuyana kadar iş yaptırmadığı için o uyuduktan sonra ortalık toplama, çay koyma vs. doğru düzgün oturup dinlenemeden uyku gelmesi şeklinde bi hayat oldu. Çookk yorgunum çoookkkk. Günlük gazete okuma bile lüks oldu. Neyseki yarın akşam istanbul'a gidiyos. Pazara kadar oradayız. Üç gün dinlenecem inşaallah. Sabah 9'a kadar uyusam yeter bea. Bunca şeye rağmen de o nası bi sevimliliktir Allah'ım, herkese kendi çocuğu bu kadar sevimli mi görünüyo bilmiyorum. Bence fena halde şeytan tüyü var. Anlatırken komik oluyo ama yorgun argın her akşam gelince kendine bi zarar verecek diye kalbin zoynklemesini yaşarken komik olmuyo :)) Ama mini herif bi gülüyo bi sevimlilik yapıyo herşeyi unutuyosun.

No.2 28 Ocak 2005 tarihli mail

Dün akşam öldüm gülmekten:
-Annneeeeaaa çukulata yiyim mi, veğsenee?
-Yemeğini yediğine göre yiyebilirsin, al bakalım(Crunch verdim. Bir kere ıssırdı ve televizyona dikkat kesildi)
-Anneeaaa yaaaaa
-Ne oldu oğlum?
-Hiç bişe dökülmüyoo
-Ne dökülmüyo ya
-Televizyonda hiçbişe dökülmüyooo yaaa
-Aahahahahahahahahahhahahaaaaa (Crunch'ın reklamında kız çikolatayı ıssırınca televizyondaki programda herşey yıkılıyo ya:))

07 Nisan 2006

ÜÇKAATÇI SENİİİ



Akşam Haluk eve gelip yemek yedikten sonra Metehan'la 20-30 dk. oyun oynuyor sonra meyve vs. yeniyor ve Metehan'ın yatma saati geliyor. Oyun oynama bitince öyle bir duygu sömürüsü yapıyor ki beter böcü. Dudaklarını büküp "Kimse benle oynamıyoo, kimse beni sevmiyoo" diyo:) Duyan da çocukla aylardır kimsenin oynamadığını sanacak, üçkaatçı şirin.
Bir de bazen sabrımı fena taşırdığı zaman küsüyorum. O zaman da başka bir yere gidiyor ama benim duyacağım ve gayet acıklı bir ses tonuyla "Kimse benle konuşmuyo, bana kim bakıcak şimdi, kimse benle konuşmuyoo" diye bir sızlanışı var ki küslük müslük kalmadığı gibi her tarafını da ıssırttırıyor maymun.
Hareketlilik konusunda da kendini aştı artık.. Görüntü hep şöyle: Sürekli bağırarak konuşup, uyduruk şarkılar söyleyerek koşmaca, koltuk tepelerinden yerlere paratüş (!) ile atlama, akkoli yapma (yatakta zıplama), takla atma, ıvır zıvırı havalara atma şeklinde geçiriyor zamanını. Bu görüntü ne kadar sürebilir diye düşünüyorsunuz di mi? Yorulur yani sonuçta..Yarım saat hadi bir saat falan diyorsanız neticemle gülmek isterim zira bu şekilde 3-4 saati doldurmuşluğu var. Ama yere attığı bir şeyi yerden kaldırmasını söylediğimde birden "çok yoruldum anneciimm" oluyor:) Yemiyorum tabi:)
Eskiden Cumartesi günleri mutlaka sinemaya, tiyatroya vs. götürür gezdirirdim. Enerjisini boşaltırdı. E şimdi Haluk'u bırakacak kimse yok. Metehan'a artık Cumartesileri tükkan yolu göründü :)

BUDUR


Geçen gece yatma saati geldiğinde her zamanki gibi önce bir kitap okuduk sonra duamızı ettik sonra da yanında birazcık yatmak için (birazcık da yanımda yatar mısın annecim?) ışığı kapadım. Yanına yattım sıkı sarılıp öptüm. Onun da her zamanki gibi (hala vazgeçemediği alışkanlığı) parmağını emerek uyuyacağını sanıyordum. Ama canım oğlum iki eliyle yüzümü tuttu, yanaklarımı okşadı, alnıma düşen saçımı düzeltti, yine yanaklarımı okşadı ve seni çok seviyorum annecim dedi.
Niyeyse gözlerim doluyor her aklıma geldikçe..
Ben hayatımda bundan daha güzel bir an yaşadığımı hatırlamıyorum..